Rocky-4 filmini bilirsiniz...
ABD'li boksör Rocky Balboa.
Duygusuz bir hayvan olarak resmedilen.
Sovyet boksörle dövüşmüştü hatırlarsınız...
Rocky'yi canlandıran Slyvester Stallone...
Ailesi ve hayatıyla...
Amerikan rüyası ve duygularıyla.
Sonuna kadar desteğimizi almıştı arkasına...
Onlar bizi hiç bir zaman tam olarak kabul etmese de.
Biz onları alıp kabul etmiştik...
Zihnimiz de böyle böyle inşa edildi aslında...
Bizim kafamızda o günlerin Sovyetler Birliği...
Karanlık, duygusuz, çatık kaşlı ve düşmanken...
ABD ve batı bloku...
Olabildiğince, renkli, insancıl, güler yüzlü, coşkulu...
Ve vicdanlı diye düşündürtüyordu kendisini...
Oysa yüzyıllarca sömürgecilik ve işgal.
Dahası.
Soykırım yapıp yerlilerin topraklarını gasp edip.
Başka ülkelerde atom bombasını bile kullanıp...
Irkçılık yapıp, köleleştirdiği insanlara zulümler uygulayıp.
Hırsızlıkla elde ettiği zenginliklerin de yardımıyla.
Harika şehirler inşa edip...
Müthiş refahlar yaratanlar da...
Onlar ve kuzenleri Anglo-saksonlar değil miydi?
Yoksa bütün bu mezalimi yapan Sovyetler miydi?
İnsanlık dışı makinalar...
Hukuksuz, demokrasi karşıtı, servet hırsızları...
Moskova yönetimi miydi?
Şüphesiz Sovyetler'i...
Stalin'i filan sütten çıkmış ak kaşık yapmayacağım...
Ama demem o ki...
Zihnimiz kodları batı yanlısıydı...
Kayıtsız şartsız...
Daha ilkokul dördüncü sınıftayken...
Yapılan münazarada...
Konuşma konum olan Sovyetler Birliği'ni anlatırken...
O günlerde yararlandığım ansiklopedilerin vurguladığı gibi...
Bakü Sovyetlerin başlıca petrol kentlerinden biriydi...
Nato namluları da haklı olarak oraya dönüktü.
Esasen orada Türk falan olduğunu da kimse bize söylememişti...
Zaten Sovyet Rusya, içinde canavarların barındığı...
Sıkı sıkıya kapalı korkutucu bir kutuydu...
Tabi ki böyle anlatmıyordu da...
Böyle anlıyorduk okuduklarımızdan.
Neyse ki ABD ve Atlantik düzeni filan.
Bizi koruyordu da...
Komünistlerin işgaline uğramıyorduk...
Ansiklopedinin ya da bizim kaynak kitaplarımızın.
Neresini okusanız bunu çıkarıyordunuz...
Bir kafa inşası planı vardı...
Tıpkı bize yardımcı olarak önerilen ansiklopedide...
Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak sundukları gibi...
Böyle böyle elde edildi jenerasyonların zihinleri...
Seksenli yılların başlarında batı hayranıydık.
Daha çok da Amerikalıların.
Hatta batı karşıtları bile.
Gizliden gizliye onlara gıptayla bakarlardı...
İlerde çıkacakları "sol" yolculuklarında bile "batı" rotasını takip edeceklerdi zira...
İşte o başlangıç yıllarında...
Hep Amerikan filmlerini izlerdik.
Harçlıklarımızı biriktirerek gittiğimiz sinemalarda...
Tüm enstantaneleri kafamızda biriktirir.
Filmi görmeyen arkadaşlarımıza ağzımızı şişire şişire anlatırdık...
Ankara'daki Jussmat üssündeki Amerikan askerlerinin.
Alışveriş yaptıkları yerleri.
Kotları, kolaları, spor malzemelerini biz de edinmeye uğraşırdık.
O günün tek kanallı siyah beyaz televizyonunda.
Daha çok ellilerin altmışların Amerikan filmlerini bile izlerken...
O geniş, rahat, müreffeh hayatları ve aşkları izlerken...
Bize gösterilmek istenen şeyler...
Atom bombasıyla cezalandırılan Japonlar değildi kuşkusuz.
Sopsoğuk uzak durulması gereken.
Soğuk savaşın Sovyetlerini...
Konuşmaktan bile korktuğumuz komunizmi...
İran'ın aslında olmayan ancak.
Dönemin matbuatı tarafından sürekli pompalanan "bize rejim ihraç edecekler" teranesine...
Filmlerden, kitaplardan, gazetelerden maruz kalırdık...
Şeriat öcüsü, komünizm gulyabanisi bir yanda...
Kola kutusu, güzel yaşam, sinema, patlamış mısır, beyzbol topu diğer yanda...
Geniş arabaları geniş ve bahçeli evleri gözlerimize sokanlar...
Vietnam'da vahşileri ehlileştirirken...
Bir yandan da geri kalmış ülkelere demokrasi getirirken...
Başka haltlar da karıştırdıklarını görmemizi isterler miydi ki?
Bugün de çok şey değişmedi aslında...
Zihniminiz öyle bir kodlanmış ki...
Bağımsız yayın organlarında gördüğümüzü bile doğru okuyamıyoruz artık...
Geçtim Gazze'yi, Lübnan'ı, İran'ı...
Gürcistan'daki seçimleri izlerken bile...
Batının lanetlediği Gürcü Rüyası partisinin birinciliğini...
Zihnimizde illegalize etmekten kendimizi alıkoyamıyoruz...
Seçim sonuçlarını protesto için halkı sokağa davet eden...
Ülkenin batı yanlısı Cumhurbaşkanı'nın aslen Fransız vatandaşı olmasını...
Hatta eskiden Fransa'nın Tiflis büyükelçiliğini yapmış bulunmasını filan...
Hiç mi yadırgamıyoruz?
Bunda bir saçmalık olduğunu ne kadar az görüyoruz...
Sokaklarda turuncu devrim benzeri gösteri yapanları...
"Özgürlükçü gençler" olarak kodluyoruz zihnimizde değil mi?
Bizim görmemiz istendiği gibi...
Karşı tarafın da, "Rusçu" ve demokrasi dışı aktörler olduğunu anlayabilmemiz gibi!
Neden Gürcüler, Çinliler, İranlılar batıya yatmıyor diye düşünenlerimiz hiç az değil eminim...
Batıya yatınca ne olacak sahi?
İsrail'e de yatmış olacak...
İsrail'in demokrasiyle filan ilgisi var mı?
Yok da.
Bize gösterilen.
Seküler bir toplum.
Zaman zaman esirlerini kurtarmak için protesto yapar gibi görünen...
Soykırımcılığı legalize edip kutsayan...
Kötü kokan bir yığın...
Ama böyle görmemiz istenmiyor...
Onları oldukları gibi görsek bile...
Zihnimizdeki kodlar hemen devreye giriyor...
Hata veriyor...
Esasen o kodlar.
Hayata ve insanlığa bütün bakışımızı şekillendiriyor.
Tayvan-Çin meselesine bakışımızı da etkiliyor...
Çin'i tehdit olarak algılatıyor mesela...
Gün gelecek her şeyimizi, bütün pazarımızı alacaklar diye...
Zaten alttan alta bize de...
"Doğu Türkistan'ı unutma" filan diyorlar...
Uygur Türklerini çok sevdiklerinden mi?
Elbette değil...
Çin ile aramızda krizler çıksın diye...
Oralara yanaşmayalım diye.
BRİCS'ten de...
Diğer yakın organizasyonlardan da uzak duralım diye...
Dünyanın o kısmında bir tehdit algılamamız sağlanırken...
ABD-İsrail-Batı blokunun bölgemizdeki fiili işgali...
Terörü/soykırımı açıktan desteklemesi...
Geçiştirilecek küçük mesele gibi kodlanıyor...
Kuzey Kore liderini...
Tehlikeli, sıra dışı, diktatör, evlerden uzak bir karakter olarak görüp.
Yedi bin kilometre menzilli olduğu söylenen füzelerini.
Büyük korkuyla izlerken de...
O kodların etkisindeyiz...
Güney Kore'ye gönderdiği çöp balonlarını da tiksinerek izliyoruz haklı olarak...
Tiksinilecek daha büyük şeyleri de göz ardı ederek...
Görmemiz istendiği gibi...
Yine Kuzey Kore liderinin Rusya'ya gönderdiği 7-8 bin askerinin.
Ukrayna ile savaşmasının bizi dehşete sürüklemesi istenirken.
ABD'nin binlerce kilometre öteden gönderdiği, 45 bin askerinin coğrafyamızda olmasını...
Üstelik soykırım nöbetçiliği yapmasını.
Günlük hayatın doğal akışı gibi görebiliyoruz...
Mahallenin kabadayısına kafa tutmak ne haddimize...
Holywood gülüşlü adam ve kadınların yanında olmak varken...
İslami ekstremizm, IŞİD, komunizm, Rusya, Çin tehdidi, Pyongang yönetimi, Tahran'daki füzeler bize korku tüneli gibi sunuluyor...
Hep bizim adımıza düşündüler zaten...
Şablonu verdiler.
Dışına çıkmamızı yasakladılar....
Hoş...
Biz de çok mütemayildik buna...
Hani İsrail'le savaşmanın kodlarımızda olmadığını söylüyordu ya birisi...
Suçu da yok aslında.
Testinin sızdırdığı su misali...
Tornası böyle.
Kodları böyle...