8 Şubat 2026 Pazar

Başka Gündemler

 Başka gündemlerimiz vardı...

Bugünküyle alakası olmayan...

Ekmeği poşetlemeye kalkmışlardı bir dönem.

Üçlü koalisyon hükümeti zamanıydı.

Rahmetli Tarım Bakanı Mustafa Taşar Bakanlar Kurulunda yeni kararı savunmuş.

Daha hijyenik ekmeğin ancak poşetlemeyle mümkün olacağı düşüncesini.

Düzenleme haline getirmişti...

Uygulama başladı...

Sonra da tartışması.

Rahmetli Başbakan Bülent Ecevit bakanlar kurulunda, "Biz Rahşan'la sıcak ekmek seviyoruz, poşetlenince hamur oluyor" dedi...

Esasen öyleydi...

Vazgeçildi uygulamadan...

Zaten fırıncılar da poşet meselesinden rahatsızdı...

On beş yıl sonra ekmek bir daha siyasetin gündemine gelmiş...

Başakan Erdoğan 2013'te beyaz ekmek yerine çok tahıllı ekmek yemeyi tavsiye etmişti...

Günlerce tartışılmıştı...

-/-/-/-/-/-/-/-/-/-

Bir dönem kola boykotu da vardı memlekette...

Ama bugünkünden farklı bir gerekçeyle...

1990 yılıydı...

Ünlü kola markaları fiyatlarına yüzde elli zam yapmış.

Bir anda gençler arasında boykot yayılmıştı...

Bazı STK'lar da öncülük etmiş.

O günlerde zaten yüzde yüzlerde olan enflasyon...

Ve zam üzerine zam yapılan her şeyin sorumluluğu.

Kutu kolalara yüklenmişti!

İşin ilginci...

O gün kola boykotuna öncülük edenlerin önemli bölümünün ardılları...

Bugün daha insani bir gerekçe ile...

Gazze'deki soykırımı finanse ettiği gerekçesiyle kola boykotu  çağrısına gayet duyarsızlar...

--/-/-/-/-/-/-/-

Farklı gündemlerle devam edelim...

1993 yılında özel radyo patlaması yaşanmıştı.

Ancak yasal mevzuatı yoktu...

Dolayısıyla.

Yasal altyapı yerine radyoların kapatılması gündeme geldi...

DYP-SHP hükümeti dönemiydi...

Büyük bir protesto dalgası yaşandı...

Arabaların antenlerine siyah kurdela takma protestosu...

Minik bir ayrıntıyı hatırlatayım.

O gün araçlarda öyle inen çıkan antenler vardı.

Kimi elle açılıyor.

Yuvasından çıkartılıp yukarı yükseltiliyordu...

Bazıları da otomatik.

Kendiliğinden yükseliyordu.

Radyo açılır açılmaz.

Ama bugünkü gibi...

Görünmeyen antenler yoktu...

-/-/-/-/-/-/-/-

Yıl 1999...

Yine medyatik bir düzenleme ile...

Arabaların gündüz yolda seyrederken de far yakması zorunlu hale getiriliyordu...

Zira bazı batı ülkelerinde bu uygulamanın kazaları azalttığı öne sürülmüştü..

Bu uygulama karşısında yine kaya gibi bir muhalefet bulmuştu...

Bazıları...

Araç farlarının içindeki ampülün ömrünü.

Ve bunun maliyetini hesaplamış...

İşin içinde otomobil ampulü lobisinin olduğunu söyleyenler çıkmıştı!

Sonra ne oldu...

Bugün araçların çoğu gündüz ayarlı farlarını yakıyor.

Çünkü araçların çoğu buna duyarlı zaten.

Ampul sektörü bildiğim kadarıyla patlama yapmadı.

Bunu tartışan da yok...

-/-/-/-/-/-/-/-/-/

1997 yılıydı sanırım.

Dönemin muhalefeti Anap lideri Mesut Yılmaz o günün çetelerine karşı...

Işık yakma söndürme eylemi başlatmış...

Duyarlılığı artırmak istemiş...

Sonra bu eylemler unutulup gitmişti...

Yakın zamanda günümüz muhalefeti de denedi...

Yine unutulup gitti...

Geçtik...

-/-/-/-/-/-/-/-

1990'ların başında bir stres bileziği patlaması yaşanmış.

İki ucunda toplar olan bu bilezik...

Kadınlı erkekli kabul görmüş...

Mucizesi baştan kabul edilmiş...

Palavrası ise görmezden gelinmişti...

Hiç bir şeye yaramasa da plesebo etkisiyle toplumu mutlu etmişti...

1980'lerdeki Zeka Küpü çılgınlığını anlatmaya gerek var mı bilmiyorum.

Bugünlerde yine çıktı piyasaya.

Küpün bir yüzünü tam renk yapıp.

Onu bozmadan diğer yüzlerini tam renk yapmak meseleydi...

Bunu yapanlar süper zeka kabul ediliyordu...

Bir de tetris çılgınlığı...

Bence hastalıktı...

Bugün elinden telefon düşürmeyenlerin ataları...

O gün tetris düşürmeyenlerdi sanırım.

Üniversite yıllarında bir kız hatırlıyorum.

Dışardaki bankta günlerce elinde tetris kafayı kaldırmadan oynuyordu... 

Gündemler başka...

Hayatlar bambaşkaydı...

-/-/-/-/-/-/-/-/-/-/-

Islık çalınca ses çıkaran anahtarlık bayağı modaydı bir ara...

Ya da aracınızdan inince yerinden çıkarıp yanınıza alıp götürebildiğiniz teypler.

Çalınmasın diye tabi...

Sonradan sadece dış yüzeyi sökülenleri çıktı...

Ne büyük devrim...

Araç telefonları çok havalıydı...

Dancall marka...

Onu da alıp eve getirmek lazımdı.

Mazallah çalınabilirdi...

Zaten iki tuğla ağırlığında bataryasıyla taşınırdı...

Havası işlevinin önündeydi...

Walkman çılgınlığı da iki ayrı dönemdeydi sanki...

1980lerdeki başka tür walkmanlerdi...

Almancılar getirmişti onlardan görmüştük...

Kulaklığını takınca.

Helikopter pilotu gibi duruyordunuz.

Kafanızı sallayınca da...

Keyifli bir müzik dinlediğiniz dışardan anlaşılıyordu...

1990'larda çıkan walkmanler haliyle daha teknolojikti...

Ankara'da o zamanki Maltepe pazarında her türü satılıyordu..

Elektronik olanları, AİWA ve Sony tarafından yapıldı.

Bugünkü telefon kablo kulaklığına benzeyen kulaklıklarını.

Okula giderken, kazak ya da tişörtümüzün önünden sarkıtırdık.

Otobüste ayakta da olsan otursan da onu dinler...

Kulaklığı takınca dünya ile ilişkini keserdin.

Dönemin yaşlıları bazen bizi garipser.

Eminim içlerinden de saydırırlardı!

Neyse çok uzatmayayım.

En son aklıma gelen...

Televizyonları kumanda eden saatlerdi...

Kardeşimde vardı bir tane.

AVM'deki dev ekranı kapatıp açmıştı...

Herkesten "ooo" diye ses çıkınca...

Acayip eğlenmiştik...

Başka gündemler.

Başka eğlencelerdi...

Başka günler.

Başka alışkanlıklardı...

1 Şubat 2026 Pazar

GÜZEL MUHABBETLER…

 Biz dört arkadaş bir araya gelir.

Kahvaltımızı ısmarlar...

Güzel şeyler konuşuruz.

Son buluşmada...

Arabalardı konu...

Nereden aklımıza geldiyse...

Hidrolik direksiyonu olmayan...

Hatur hutur direksiyonlu...

Güç gerektiren araçlar...

Zug marka kamyonet, minibüs desem bilen olur mu ki...

Her yeri elek gibi...

Su bile alır içine yani....

Bu arada...

Bir çok aracın içinde bez olur...

Öyle havlu bez türünden...

Toz almak için filan değil...

Yağmurda içeri giren suyu kurulamak için...

Yağmurlu havalarda evlerdeki camların bile geçirgen olduğu yıllardı ne de olsa...

Cefakardır bu Zug, Dodge araçlar...

Ama biraz da sakardır yani...

Teyp filan yok...

Sen taktırıyorsun.

O zaman zaten kaset bile henüz çıkmamış...

Kartuşlu teyp taktırıyorsun...

O da en tepede...

Şöförün baş seviyesinin üstünde bir yerde...

Ses berbat.

Kartuşlar kocaman.

Çalanın müzik olduğunu anlamak zaman alır, o derece...

Ama tabi keyifli...

Bu müzik düzeni Magırus dolmuşlarda da vardı o yıllar...

Ve inanılmaz iç gürültüsü...

Yalıtım sıfır...

Diyebilirim ki...

Aracın içindeki gürültü dışından fazla...

Annem bizi gezmeye dolmuşla götürdüğünde...

Magıruslar...

Vitesi bile halter kadar güç gerektiren...

Ve hep gacırtı ile geçen...

Dikiz aynasında şöför ya kendi fotoğrafını ya da çocuklarınınkini koyar...

Arkada yazılar fiks zaten...

Tabi ki aracın içi kışın komple buhar...

Şöför dirseğiyle sürekli camı siler...

Kaloriferi var mı sonradan mı taktırılıyor bilemedim...

Ama yetmişlerin sonu filandı...

Magırus amblemi bir dolmuşun önünde...

Bir de Almanya ligi maçlarını izlediğimiz tek kanallı TV'de...

Bayern Münih'in forma reklamındaydı...

Breitner, Rummenigge'nin önünde yazan Magırus-Deutz imajı ile...

Bizim bindiğimiz minibüsteki Magırus imajı arasında ciddi fark vardı sanki...

-/-/-/-/-/-/-/-

Bir de Chevrolet marka taksi dolmuşlar geldi aklımıza.

Ankara'da Bahçelievler, Demirtepe civarlarında çalışır...

İçine bindiğinizde uykunuz gelir...

Divan gibi, sedir gibi rahat koltukları...

Öyle bir amortisör var ki...

Araç çukura girsin diye dua edersiniz...

O kadar keyifli salınması...

Bir de...

İkarus otobüsleri var tabi.

Macaristan'dan ithal...

Körüklü çoğu...

Körükte gitmeyi severdim...

Oradaki demiri koltuk olarak kullanırdık üniversitedeyken...

Az yükümüzü çekmedi...

Ama önce anlattıklarıma göre İkarus yeni kalır...

-/-/-/-/-/-/-

Muhabbetimiz sürdü tabi...

Sonra birimiz 40-50 yıl öncesinin araçlarıyla...

Şimdikileri kıyaslayıp...

Su kaynatma olaylarını yeni nesillerin bilmemesinden bahsetti...

Sahi...

Uzun yola gidince...

Hele de yokuş çıkılan bir yerde filan uzunca gittiyseniz...

Aracınızın harareti muhtemelen yükselirdi...

O zamanlar fan filan yok haliyle...

Hararet çok yükselince ya su kaynatırdı araba...

Ya da siz aracı dinlendirirdiniz...

Siz nasıl mola veriyorsanız...

Onun da mola ihtiyacı olurdu...

Dönemin televizyonları bile ısınınca dinlendirilirdi...

Üstüne elimizi değerdik....

Ve yeni film başlamadan...

Dinlenmeye bırakır.

Yirmi dakika sonra tekrar açardık...

Dönelim tekrar araçlara ve su kaynatma hadiselerine...

Hacı Murat ya da Anadol bu değişmezdi...

Su kaynatma dönemin araç hastalığıydı...

Mevsimsel gripten farkı yoktu...

-/-/-/-/-/-/-/-/-/

Anadol efsanesinden bahsedince...

"Samandan yapılma" kolpasını konuşmazsak olmaz...

Anadol'un hammaddesi fiberglastı...

Bizde de vardı bu araçtan yetmişlerde.

Kaza yaparsanız...

Dışardaki yüzeyi ezilmez, doğrudan kırılırdı.

Tamiri kolaydı...

Tıpkı çimento gibi bir harç karılır.

Aracın o bölümüne sıvanır...

Sonra düzleştirilir, ne kadar düzleşebilirse...

Ardından da oldu da bitti maşallah diye gidilirdi...

Aracın yüzeyi hep inişli çıkışlı olurdu bu yüzden...

Saman dedikleri şey aslında bu fiberglastı...

Kaza yapan Anadol'u eşeklerin yediği ise belki de şehir efsanesiydi...

-/-/-/-/-/-/-/-/

Son olarak dizel ağır vasıta araçlarla ilgili anılar...

Donan mazotu eritmek için altında yakılan ateş...

O dönemin otomobillerinin yüzde doksan dokuzu ise benzinli...

Bazısı süper...

Bazısı normal benzin...

Ama bizde bir istisna vardı...

Babamın dizel bir otomobili de olmuştu...

Mazot ısıtma jiklesi de vardı haliyle...

Kışın çalıştırmadan önce jikleyi çeker.

Aracın ısınmasını bekler.

Sonra çalıştırırdınız.

Yine çalışmazsa...

Yokuşa bırakırdınız.

Kontağı bile çevirmeden çalışırdı...

Bir de 1979 marka Honda araç...

Kuzenim almıştı...

Çok pahalıydı...

Manda kasa Mercedes 2 buçuk milyonken...

O Honda Accord bir buçuk milyondu...

O derece yani...

Özelliği ne miydi...?

O dönem hiç bir araçta olmayan bir özellik...

İçerdeki bir düğme ile bagajı açabiliyordunuz...

Gülmeyin...

Öyleydi.

O zaman ağzımız açık kalırdı böyle şeylere...

Özelliklere, nimetlere doyamadığımız böylesi bir dönemde...

Bunları hatırlamak güzel...

Beraber bu hatıralara sahip insanlarla geçen bir sohbette.

Dışarda yağmur ya da kar yağarken...

İçilen sıcacık çaylar.

Güzel bir kahvaltı.

Güzel insanlar, güzel sohbetler...

Günleriniz hep güzel sohbetlerle geçsin...