1 Şubat 2026 Pazar

GÜZEL MUHABBETLER…

 Biz dört arkadaş bir araya gelir.

Kahvaltımızı ısmarlar...

Güzel şeyler konuşuruz.

Son buluşmada...

Arabalardı konu...

Nereden aklımıza geldiyse...

Hidrolik direksiyonu olmayan...

Hatur hutur direksiyonlu...

Güç gerektiren araçlar...

Zug marka kamyonet, minibüs desem bilen olur mu ki...

Her yeri elek gibi...

Su bile alır içine yani....

Bu arada...

Bir çok aracın içinde bez olur...

Öyle havlu bez türünden...

Toz almak için filan değil...

Yağmurda içeri giren suyu kurulamak için...

Yağmurlu havalarda evlerdeki camların bile geçirgen olduğu yıllardı ne de olsa...

Cefakardır bu Zug, Dodge araçlar...

Ama biraz da sakardır yani...

Teyp filan yok...

Sen taktırıyorsun.

O zaman zaten kaset bile henüz çıkmamış...

Kartuşlu teyp taktırıyorsun...

O da en tepede...

Şöförün baş seviyesinin üstünde bir yerde...

Ses berbat.

Kartuşlar kocaman.

Çalanın müzik olduğunu anlamak zaman alır, o derece...

Ama tabi keyifli...

Bu müzik düzeni Magırus dolmuşlarda da vardı o yıllar...

Ve inanılmaz iç gürültüsü...

Yalıtım sıfır...

Diyebilirim ki...

Aracın içindeki gürültü dışından fazla...

Annem bizi gezmeye dolmuşla götürdüğünde...

Magıruslar...

Vitesi bile halter kadar güç gerektiren...

Ve hep gacırtı ile geçen...

Dikiz aynasında şöför ya kendi fotoğrafını ya da çocuklarınınkini koyar...

Arkada yazılar fiks zaten...

Tabi ki aracın içi kışın komple buhar...

Şöför dirseğiyle sürekli camı siler...

Kaloriferi var mı sonradan mı taktırılıyor bilemedim...

Ama yetmişlerin sonu filandı...

Magırus amblemi bir dolmuşun önünde...

Bir de Almanya ligi maçlarını izlediğimiz tek kanallı TV'de...

Bayern Münih'in forma reklamındaydı...

Breitner, Rummenigge'nin önünde yazan Magırus-Deutz imajı ile...

Bizim bindiğimiz minibüsteki Magırus imajı arasında ciddi fark vardı sanki...

-/-/-/-/-/-/-/-

Bir de Chevrolet marka taksi dolmuşlar geldi aklımıza.

Ankara'da Bahçelievler, Demirtepe civarlarında çalışır...

İçine bindiğinizde uykunuz gelir...

Divan gibi, sedir gibi rahat koltukları...

Öyle bir amortisör var ki...

Araç çukura girsin diye dua edersiniz...

O kadar keyifli salınması...

Bir de...

İkarus otobüsleri var tabi.

Macaristan'dan ithal...

Körüklü çoğu...

Körükte gitmeyi severdim...

Oradaki demiri koltuk olarak kullanırdık üniversitedeyken...

Az yükümüzü çekmedi...

Ama önce anlattıklarıma göre İkarus yeni kalır...

-/-/-/-/-/-/-

Muhabbetimiz sürdü tabi...

Sonra birimiz 40-50 yıl öncesinin araçlarıyla...

Şimdikileri kıyaslayıp...

Su kaynatma olaylarını yeni nesillerin bilmemesinden bahsetti...

Sahi...

Uzun yola gidince...

Hele de yokuş çıkılan bir yerde filan uzunca gittiyseniz...

Aracınızın harareti muhtemelen yükselirdi...

O zamanlar fan filan yok haliyle...

Hararet çok yükselince ya su kaynatırdı araba...

Ya da siz aracı dinlendirirdiniz...

Siz nasıl mola veriyorsanız...

Onun da mola ihtiyacı olurdu...

Dönemin televizyonları bile ısınınca dinlendirilirdi...

Üstüne elimizi değerdik....

Ve yeni film başlamadan...

Dinlenmeye bırakır.

Yirmi dakika sonra tekrar açardık...

Dönelim tekrar araçlara ve su kaynatma hadiselerine...

Hacı Murat ya da Anadol bu değişmezdi...

Su kaynatma dönemin araç hastalığıydı...

Mevsimsel gripten farkı yoktu...

-/-/-/-/-/-/-/-/-/

Anadol efsanesinden bahsedince...

"Samandan yapılma" kolpasını konuşmazsak olmaz...

Anadol'un hammaddesi fiberglastı...

Bizde de vardı bu araçtan yetmişlerde.

Kaza yaparsanız...

Dışardaki yüzeyi ezilmez, doğrudan kırılırdı.

Tamiri kolaydı...

Tıpkı çimento gibi bir harç karılır.

Aracın o bölümüne sıvanır...

Sonra düzleştirilir, ne kadar düzleşebilirse...

Ardından da oldu da bitti maşallah diye gidilirdi...

Aracın yüzeyi hep inişli çıkışlı olurdu bu yüzden...

Saman dedikleri şey aslında bu fiberglastı...

Kaza yapan Anadol'u eşeklerin yediği ise belki de şehir efsanesiydi...

-/-/-/-/-/-/-/-/

Son olarak dizel ağır vasıta araçlarla ilgili anılar...

Donan mazotu eritmek için altında yakılan ateş...

O dönemin otomobillerinin yüzde doksan dokuzu ise benzinli...

Bazısı süper...

Bazısı normal benzin...

Ama bizde bir istisna vardı...

Babamın dizel bir otomobili de olmuştu...

Mazot ısıtma jiklesi de vardı haliyle...

Kışın çalıştırmadan önce jikleyi çeker.

Aracın ısınmasını bekler.

Sonra çalıştırırdınız.

Yine çalışmazsa...

Yokuşa bırakırdınız.

Kontağı bile çevirmeden çalışırdı...

Bir de 1979 marka Honda araç...

Kuzenim almıştı...

Çok pahalıydı...

Manda kasa Mercedes 2 buçuk milyonken...

O Honda Accord bir buçuk milyondu...

O derece yani...

Özelliği ne miydi...?

O dönem hiç bir araçta olmayan bir özellik...

İçerdeki bir düğme ile bagajı açabiliyordunuz...

Gülmeyin...

Öyleydi.

O zaman ağzımız açık kalırdı böyle şeylere...

Özelliklere, nimetlere doyamadığımız böylesi bir dönemde...

Bunları hatırlamak güzel...

Beraber bu hatıralara sahip insanlarla geçen bir sohbette.

Dışarda yağmur ya da kar yağarken...

İçilen sıcacık çaylar.

Güzel bir kahvaltı.

Güzel insanlar, güzel sohbetler...

Günleriniz hep güzel sohbetlerle geçsin...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder