11 Ocak 2026 Pazar

NEFRET KARDEŞLİĞİ…

 Çocukluğumda...

İki farklı Türkiye'de yaşıyordum adeta...

Birisi okul ve etrafındaki olabildiğince seküler çevre...

Diğer tarafta da yaz tatillerinde her gün gittiğim.

Babamın esnaflık yaptığı tarihi çarşıdaki...

Kuran kursları...

Poturlu takkeli esansçıları...

İbriklerle sokakta abdest alanları...

Hasır seccadelerde namaz kılanlarıyla...

Sanki bambaşka bir ülkedeki yaşam tarzı...

1980 darbe süreci öncesi ve sonrası malum...

Merkez medyadaki muhafazakar imajı çok sorunlu...

Ana akım gazetelerde Başbakan Özal ve bazı muhafazakar siyasetçiler...

Henüz siyasi yasaklı olan Erbakan filan...

Sırf namaz kıldıkları için.

"Takunyalı" tabiriyle aşağılanırken...

Namaz kılanların pantolon ütülerinden...

Askerde yapılan diz kontrollerine kadar!

Acayip "haberlerle" dolu neşriyatlar!

Bu arada...

Bazı siyasetçilerin...

Hacca gitmeleri bile sert şekilde eleştirilirken...

Muhafazakar kesimlerin bunları işittiği ve gördüğü halde...

Hep edilgen kalmaları...

Buna mukabil benim ilk, orta ve lise eğitimimi gördüğüm okul çevrelerinde de...

Ciddi bir kesimin...

Dini değerlere aşırı alerjik yaklaşımı...

Peygamber efendimize atılan akıl almaz iftiraları bile, ilk kez okuldaki bazı öğrencilerden işitmem!

Üstüne üstlük...

Ders kitaplarımızda bile örtülü çarşaflı insanlar tasvir edilerek...

Cumhuriyetin bizi bu "karanlık ve gerici" kafa yapısından kurtardığının anlatılması...

Bu arada yazmak zorundayım ki...

Ailemde baş örtülü biri hiç olmadı...

Ama bu durumum, kıyafet tercihini o yönde yapmış insanlara karşı adalet duygumu harekete geçirmeye asla engel olmadı...

Dönemin mizah dergileri Gırgır, Çarşaf ve Fırt'tı...

Okuyorduk haliyle...

Olabildiğince politik eleştiri yapılırken...

Derginin fiyatının seksen lira olduğu günlerde.

Dergi kapağında Başbakan Turgut Özal'ın sekiz kez kafasının çizilerek...

Derginin fiyatı eşittir sekiz Turgut denilerek politik espirinin dibine vuruluyor...

Buna mukabil ipleri elinde tutan cuntacıları eleştirmekte zorlanılıyordu...

Bir yandan da yine bu mizah dergilerinde...

Hacı, hoca, dindar, sarıklı, takkeli, takunyalı tiplemeler ağızlarından salya saçılarak çizilirken...

"Atatürkçü" olduğu vurgulanan...

Gerçekte Atatürk'le ilgili değil.

Sadece dibine kadar "din dışı" olan tiplemeler hep "aydınlık" olarak tasvir edilirken...

Sünni islam dışındaki inançların, dinlerin, mezheplerin...

Hiç eleştiri, mizah vs konusu yapılmaması...

Yapılamaması....

Enteresan geliyordu hep...

Ötesi...

Ankara merkezden uzaklaşınca gördüğünüz manzara...

Hep bu tarz koyu dindar insanların oluşturdukları kültürdü...

Ancak...

Filmlerde, dizilerde bile hep bu kültüre saldırılırdı...

Hacı-hoca olarak resmedilen dindar takımı...

Dolandırıcı, üç kağıtçı, karanlık, menfaatçi, rüşvetçi ve namussuz olarak sunuluyordu beyaz camdan...

Hacı tipli bakkal pirince taş karıştırıyor...

Hacı, hoca tipli dindarlar hırsızlık yapıyor, faiz alıyor...

Hacı ev sahibi aşırı insafsız ve kadınlara yan gözle bakan ahlaksız...

Ve yine takkeli namaz kılan dindar imajı rüşvetçi olarak gösteriliyordu...

Buna karşılık "aydınlık" bazı tipler, geri kalmış toplum kesimlerini "seküler" ve tabi ki "dürüst" bir hayata çağırıyorlardı!

Bu senarist ve sözüm ona aydın görünümlü tipler de...

Eleştiri adı altında yaptıkları bu hakaretlerin arkasına saklanırken de...

Hep bir "sihirli" sözcük kullanıyorlardı...

"Halkın saf dini duygularını sömürenler" oluyordu bu sihirli sözcük.

Sanki halk birileri tarafından "din"le kandırılıyor...

Aslında halkın bu saf duyguları olmasa...

Hadi daha açık yazalım...

Din olmasa...

Başımıza hiç bir melanet gelmeyecek diye düşündürtülüyordu...

İlginçtir...

Bu filmlerde oynayan aktörler de...

Yıllarca muhafazakar kesim tarafından hep baş üzerinde taşındı...

Bütün bu aşağılamalar da muhafazakarlar tarafından yıllarca sineye çekildi...

Belki de fitne çıkarmamak adına sesleri çıkmıyordu...

Okuldaki çevreniz seküler bir semtte ise...

İstisnalar da olmakla birlikte tabi....

Birinin dindar olduğu ortaya çıktığında.

Ona "gerici" kulpu takarlardı...

"Bu sofununr, irticacının teki" filan derlerdi...

Mezuniyet töreninde içki içmezsen "örümcek kafalı" olurdun...

Ama sen karşı tarafın, inancı ya da inançsızlığına ilişkin bir yorum yapsan.

Sanırım o gün bacağından asılırdın!

O tarz yerlerde...

Buradan neşet eden ve bugünkü zihnimize taşıdığımız yansıma ise...

Olabildiğince aşağılık kompleksli...

"Bizden bir şey olmaz" diyen ve kendi ülkesinden, halkından, değerlerinden nefret eden...

İçinde bulunduğu coğrafyanın özellikle güneyindeki ülkelerde yaşayanlara mesafeli...

Filistinlileri topraklarını satan bir halk olarak niteleyen...

Arapları tamamen hor gören...

Batıya adeta tapan...

Ele geçirilmiş bir kafa yapısıydı...

Oysa Atatürk ve arkadaşları ülkeyi İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, Yunanlıların elinden kurtarmıştı...

O işgalci batılılara kızmazdık da...

Hep Araplara, müslümanlara filan kızardık...

Hep kafamızda yarattığımız, sarıklı, cüppeli, ihramlı, entarili, fesli tiplerden, başörtülü kadınlardan, çarşaflılardan nefret etmeye kodlanmıştık...

Ülkede hakim güç muhafazakarlardı ama...

O gücü gerçek anlamda kullananlar ultra seküler elitti...

Bunlar medyaya da, kamuoyuna da, sanat camiasına da, entellektüel kesime de hakimlerdi...

Kenan Evren'i darbe yaptığı için sevmiyor filan değillerdi...

"Sol"un önünü kestiğini düşündükleri için...

"Hoca çocuğu" olduğunu söylemesinden dolayı...

Evren ile sıkıntıları vardı...

Yoksa "kadınların başını zorla açtıran" Evren ile hiç bir sorunları yoktu...

O dönemlerin gözde spikerlerinden birisinin...

Yayınında ağırladığı İçişleri bakanına...

Kadınların başörtüsünden özellikle "kapkara" olanlardan nasıl korktuğunu anlatması...

O bakanın da görece muhafazakar kanattan oy almasına rağmen...

Zamanın ruhu gereği bunu sineye çekmesi...

Gözümün önünden gitmeyen bir enstantaneydi...

Atatürk'ün Meclis açılışında yaptığı dua fotoğrafı...

O gün çok göz önünde değildi...

Atatürk'ün diğer resimleri revaçtaydı...

Olanı değil.

Göstermek istediklerini gösteriyorlar.

Algılatıyorlardı...

O günün hastalıklı sekülerleri ile...

Bugünün görüntücü ve hastalıklı sekülerleri arasında bakış açıları çok benzer aslında...

Kimisi Atatürkçü, kimisi Kürtçü kimisi başka bir şey...

Ortak özellikleri ise İslam alerjileri...

Adı lazım değil bir dergi Hazreti Muhammed'i resmetti ya yakın zamanda...

Hemen bizim vogue solcuları çıktı onları korumaya...

Sözde Atatürkçüler eşlik etti onlara...

Oysa aralarında ciddi bir fark olması gerekirken...

Atatürkçülük ile siyasal kürtçülük çizgisi...

Karşılarına çıkan "dindar düşman"a karşı tek vücut olmuştu hemen!

Ama son tahlilde...

Tanıdık bir nefretti...

"Bizim başımıza gelenler hep İslam yüzünden" denilmek istenirken...

Bir anda solculuktan siyonizme terfi ettikleri de oluyordu...

Azıcık utandıkları için dillerini değiştirip...

"Sen de geri kalmasaydın da, ülkeni savunsaydın" filan denmek istenip...

Çocukları adice öldürenler temize çıkarılmaya çalışılırken...

"7 Ekim'deki Aksa Tufanı operasyonu"nu eleştirip...

Ülkelerine dönük ablukayı kırmaya çalışanlara"Terörist" diyen zihniyet....

Aynı zamanda...

Ders kitaplarında "coğrafi keşif" olarak anlattıkları şeylerin, aslında sömürgeci bir hırsızlık olduğunu olabildiğince gizlerlerken...

Ve hırsızlar, "kaşif" olarak bize sunulmaya çalışılırken...

Bu zehirli zihniyet tüccarlarını onlarca yıldır tanıdığımı hatırlarım...

Sonra düşünürüm.

Kendinden atasından nefret eden...

Bu nefreti "düşmanına tapma" noktasına taşıyan bir başka kesim daha var mıdır acaba şu kocaman dünyada...

Var mıdır sahi...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder