9 Haziran 2026 Salı

Dünya kupasının sararmış sayfaları…

 1982 yılında bir yaz günü, bir Pazar sabahıydı...

Henüz on yaşındaydım...

Evin salonunda tek başına otururken...

Gazetenin dünya kupası eki elime geçmişti...

24 takım arasında nasıl dalıp gitmiştim...

Dünya kupaları hep özeldir...

1982 bambaşkaydı...

Maradona ilk kez...

Socrates rüzgar gibi ama trajik elenişiyle...

Almanya Avusturya utanç maçı...

Cezayir'in Almanya'yı yenmesi...

Schumacher'in Batiston'a yaptığı karete vuruşu...

41 yaşındaki İtalyan kaleci Zoff'un dünya kupasını kaldırması...

Ramazan ayında bir kupa...

Anıları çok...

İkonikti...

Daha neler var...

1986'da, Meksika'da...

Maradona'nın "Tanrının eliyle" attığı gol...

Sonrasında İngiltere'ye akrobatik bir başka golü...

Arjantin'i şampiyon yapması...

2022'deki Messi gibi...

Ya da tarihin en kötü dünya kupası olan 1990 İtalya'da...

Nasıl savunma maçları...

Nasıl kötü bir final...

Tek gol penaltı...

Almanya Arjantin...

Golü atan Brehme artık hayatta değil...

Bu arada Socrates de yok aramızda...

Almanya'nın teknik direktörü Beckenbauer da...

Anılar kalıyor...

Ama hayat nasıl da boş...

Devam...

1994 ABD'deki kupa...

42 yaşındaki Kamerunlu Milla'nın golleri...

Say say bitmez...

Uzatmak istemem...

Sadece aklımda kalan bir kaç ikon daha...

1994'ten aklımda kalan Rumen Hagi ve Kolombiyalı Valderamma...

Valderamma'ya saçı nedeniyle Beyaz Gullit derlerdi...

Tekniği inanılmaz...

İyiler kaybeder bazen...

Gerçekten öyle oldu...

Kusursuz bir futbol takımıydı Kolombiya...

Yüzde seksen topa sahip olsa da...

Hemen herkese yenildi...

Hem Avrupa hem Dünya şampiyonuydu Fransa...

2002 dünya kupasına öyle geldi...

Üç maçta üç yenilgi...

Büyük hüsran...

2002 deyince bizi de unutmayalım...

Dünya üçüncüsü olmuştuk...

Bazıları şimdiki jenerasyonu tarihin en iyisi diye tanımlıyor...

Ben 2002 kadrosunun daha iyi olduğu kanaatindeyim...

Şampiyon da olabilirdik...

Alpay, Tugay, Ümit Davala, İlhan Mansız say say bitmez...

Ne takımdı...

Hasan Şaş filan da...

Brezilyalı Ronaldo'nun ayağının burnuyla golü...

En sevdiğim maçlar gecelerin sonunu delen.

Uzatmaya gidenler...

82 Almanya Fransa maçı...

Fischer'in rövaşatası...

Platini ve diğerlerinin hüsranı...

Kuveyt emirinin bir maçta takımını sahadan çekmesi...

Sonra hakem golü iptal ettim deyip geri çağırdı...

Ve geldiler...

Oldu bu...

Yaşandı...

Fransa 4-1 kazanmıştı yine de...

2010 Güney Afrika ve Vuvuzela...

Yine benim ikonum...

Uruguaylı Diego Forlan...

Bir insan her golünü mükemmel atar mı...?

Muhteşemdi...

Çeyrek finalde elendiler...

Vuvuzela sesleri arasında...

Orta sona giderken...

Geceleri uykusuz kalma pahasına....

86 dünya kupası öncesi....

Halit Kıvanç'ın hazırladığı dünya kupası belgeseli bölüm bölüm izlerken...

Nasıl da heyacanlı olduğumu hatırlarım hep...

Maçların çoğu gece yarısı...

Ama izlerdik...

Meksika statlarında öğle saatleri...

Güneş...

Orta sahada yıldıza benzer bir gölge...

Yıllar sonra gideceğim Mexico City'deki Azteka stadı...

O günün hayaller dünyasıydı...

Final müthiş oldu...

Son noktayı Bruchaga koydu...

Arjantin Almanya'yı 3-2 yenerken...

Maradona sessiz kaldığı tek maçta dünya kupasını eline aldı...

Bugün gibi taze...

Dünya kupaları...

Tarihin bir sayfası...

Bugün olanlar yıllar sonra hatırlanır...

Bazılarını çok azı hatırlar...

Nedense benim aklımda kıyıda köşede kalmış maçlar da kalır...

1982'deki İskoçya Yeni Zelanda maçı...

5-2 bitmişti...

İkisinin de iddiası yok...

Yıllar sonra bulup izledim...

Niyeyse...

Sadece Yeni Zelanda'nın bir golünden sonra...

İki futbolcunun birbirini kutlarken tokalaşması...

Resmi bir tören gibiydi...

Tarihin sararmış bir sayfasında...

Beyin ne garip şeyleri not ediyor...

Bu arada dünya kupası senelerinde...

82, 86 ve 90....

Hep Beşiktaş şampiyon oluyordu...

Sonra kaydırdık biraz...

Neyse...

Hadi iyi geceler...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder