Eylül.
Yazı kaybetmenin hüznü...
Pazar akşamları...
Hafta sonunu bitirmenin...
Kafaların tatilden çıkmayı reddetmesinin burukluğu.
Ve okullar başlamadan önceki son gece.
Çocukluğumuzun ağır travması.
Zorla banyo yaptırılan.
Erken yatmaya zorlanılan.
Erken kalkılıp uyanık bir okul günü geçirmemiz istenen.
Benim hep zorla yaptığım...
Sözlüsü yazılısı...
Travmatik.
Ve kendi çocuğumuza hüznü transfer ettiğimiz.
O zor gece.
Geç kalkmaya alışmış bünyelerin.
Yazın ağırlığıyla.
Erkenden yatağa girmeye direndiği...
Çocuğumuz adına burulduğumuz.
Olabildiğince melankolik...
Sıcacık yazdan kalan bir akşam oysa...
Sere serpi balkonda...
Ama asla yarınki içtima hissini akıldan çıkarmadan...
Herkesin şehre döndüğü.
Yaz uykusundan uyandığı.
Ama aylarca süren uykudaki güzellikleri unutamadığı...
Freud'un çocukluk korkularının sonraki nesillere aktarıldığı.
Buruk.
Hiç bir zaman doyamadığın.
Güneşte, sahilde, yeşilde koştursan da.
Asla hakkını verdiğine inanmadığın.
O yazın bitişinde...
O Eylülde...
Kovandan süzülen o son balın.
Lezzetinin hüzne karıştığı...
Güzel ama buruk ayın.
O buruk ve hüzünlü gecesinde...